Yazılar
10 Eylül 2007 14:48 · dousar
· Etiketler
eğer türkiyede ki itfayicilerin elbiselerinin neden yapıldığını soruyorsan sana söyliyim. Hammaddesi naylon olan ısıya değil suya dayanıklı giysiler. kocaelindeki tüpraş rafineri yangını nı hatırlayın. ama normalde dünyadaki diğer ülkelerde yani insan hayatının önemsendiği diğer ülkelerde ise yanmayan bir maddeden yapılıyor."Yangınla mücadele elbisesi" olarak adlandırılan nomex - 3, nylon aromatic polyamid kumaştan yapılmış özel giysilerle görev yapıyor. Astarı hava alabilen, su geçirmez, ventile pamuklu kumaştan yapılan giysiler yıpranma, sürtünme ve ısıya dayanıklı özelliğe sahip. Kollarında ve göğsünde ışık yansıtıcı şerit bulunan kıyafetler yapım aşamasında değişik ısı kaynaklarında 1000 dereceye varan sıcaklıklarda test ediliyor.
10 Eylül 2007 14:47 · dousar
· Etiketler
İnsanoğlu kendi iradesiyle hareket edebilen bir varlıktır.Teknolojiyi geliştiren insanoğludur.insanlar sorumsuzca davranışlarda segileyebilir.işte teknolojide buna örnektir.teknolojinin insan ve doğa hayatına zarar verdiğini bile bile üretmek sorumsuzca bir davranıştır.ülkemizde birçok teknoloji kurbanı vardır.bazı insanlar teknoloji yararlı der.teknolojinin yararlı olduğunu düşünsek bile ki bu doğru değil insanoğlunun bunu yanlış kullanacağını biliyoruz.ama zararlı. zararlı olduğunu düşünürsekte akla bir çok şey gelir işte bunlardan bahsedeceğiz.teknolojinin birçok zararı vardır.hem kişisel hemde toplumsal bakımdan.hadi sırf bunlar var diyelim ama bir tek bu değil eski zevkimizide alıp götürdü.teknoloji insanı geliştirir derler.tam aksine.teknoloji insanı geliştirmez değiştirir.örnek veriyim.bilgisiyar gelişme demektir derler.bilgisiyar çağın teknolojisidir. ama bilgisayarda insanı zarara iten şeylerde vardır.hem iyi hem kötü diye birşey olmaz.kötü iyi varsa iyiyide götürür.bilgisayarın içinde bazı değil bir çok kötü site program vb şeyler vardır.o zaman bilgisayarı bir teknoloji değil zamanımızı boş ve zararlı şeylerle çalan bir alet olarak tanımlarız.teknolojinin zararlı olduğu zaten çok bariz.ahhhhh eski toplumlarımız nerede derler.şimdiki ahlak başka derler.ben bunun nedenini ispatlı bir şekilde söyleyeyim.örneğin eski toplumlarda teknoloji yoktu.ama şimdi var.ve bu yüzden teknoloji zamanımızı çaldığı içn insanne insan yüzü ne ahlak yüzü görebiliyor.bir çok teknolojik alet var artık.insanlar bu gelişen teknolojinin saçmasapan şeyleriyle ilgileniyor.birçok teknolji var evet.ama çoğu teknoloji insanı kötüye itiyor.geriye kalanın ise insana pek faydası dokunmuyor.toplumsallık demek saygı sevgi kardeşlik ahlak demektir. benim toplumsallıktan sözüm teknolojiyle ilgilenmeyen bir toplum.ama teknoloji bizim zamanımızı çalıyor toplum yüzü göremiyoruz.zaman kıymetli bir hazinedir hemde çokkıymetli.teknoloji ise insanı yaşamdan koparantembelliğe iten saygısızlaştıran insana hemde çevreye zarar veren toplumu düşüren alçaltan bir saçmalıktır.ve malasef ki yazıklar olsunki insan yaşamını belirleyen ve tüm toplumu ilgilendiren bir hazineyi bir anlık insanı ateşe atan zevke saçmalığa değişebiliyorlar.ben teknoloji iyi de diyebilirim.ancak demiyorum. çünkü teknolojiyi insan yararına icat ettik diyip insan zararınada geliştiriyorlar.teknoloji yüzünden dünyamız nereye gidiyor bir bakın. ben teknolojisiz bir yaşam istiyorum.işte ozaman toplumsallık artacak insan herşeyi hazırdan değil kendi çabasıyla üretecek dünya temiz olacak insan sağlıkılı olacak nefes alacak hayvanlar bitkiler rahatlayacak.doğamız denizimiz gökyüzümüz sağlıklı olacak sevgi saygı dostluk iletişim artacak ölümler azalacak.teknolojiyi insn zararına geliştiriyorlar.örneğin hiroşima. örneğin ırakta üretilen füze insanı öldüren insanlık duygusundan mahrum bırakan sorumsuzlaştıran teknoloji.teknoojinin olmadığını düşününce insanlıkla yaşayan sağlıklı uzun ömürlü zevkli bir toplum gördük teknolojiyle herşey artık çok basit.ama teknoloji olmadan herşeye emek veriliyor.birde teknolji varken tek yararı insanının işini daha çabuk ve yorulmadan yapması zaten insan dünyaya birşeylere çaba vermek için gelmiştir.bir işi teknolojiyle yapmışsan o iş değildir zaten.insan ömrünü uzatacak şeyler üretiliyor dediler teknoloji için ancak öyle bir teknoloji üretildiki bakın insanlık elden gitti şimdide doğa elden gidiyor.teknoloji doğa olaylarını önleyecek şeyler geliştirmeye çalışsada bunları üretirken yarardan fazla zarar vermeleribunları önlemiyor zıttına dünyayıda elden çıkarıyor.teknoloji insan işini kolaylatıran belirli şeyleri önleyendir.ancak insan dediğin emek vermeldir.yarar etmeye çalışsalarda teknoloji şimdiden kaybetti. bir şeylerin yararına gidelim derken zararına gittiler ve doğa yok oluyor. yani teknoloji kaybediyor.teknolojisiz hayat olmaz diyenler için de eskiden nasılda oluyordu.hemde daha zevkli emek veren insanlık duygusu içeren sağlıklı ve temiz bir yaşam.
10 Eylül 2007 14:47 · dousar
· Etiketler
Kemik, organik (%35) ve inorganik (%65) maddelerden oluşur. Organik kısımda Tip I kollagen (%90-95), inorganik kısımda başlıca kalsiyum hidroksiapatit [Ca10(PO4)6(OH)2] bulunur. Vücuttaki kalsiyumun hemen tümü; fosfor, sodyum ve magnezyumun da büyük kısmı buradadır. Kemikleşme, temel olarak, kalsiyum hidroksiapatitin kemik matriksi üzerine çökmesidir. Kemiklerin mineralizasyonunda D vitamininin önemli rolü vardır. Organik kısım, hücrelerden ve proteinlerden oluşur. Başlıca hücreler osteoblastlar, osteositler, osteoklastlar ve osteoprogenitör hücrelerdir. Organik bölümdeki proteinlerin büyük çoğunluğunu oluşturan Tip I kollagen, osteoidin de ana maddesidir. Kemikte; osteokalsin, osteopontin ve osteonektin gibi maddeler de bulunur. Osteokalsinin serum düzeyi, osteoblastik-osteoklastik aktivitenin derecesini yansıtır. Tip I kollagenin parçalanma ürünleri olan piridinolin ve deoksipiridinolinin idrardaki düzeyleri de kemik rezorpsiyonunun değerlendirilmesinde yardımcıdır.
Kemiklerin genetik olarak kodlanmış olan biçimlerini alma sürecine modelizasyon, erişkinlik boyunca görülen ve birbirini izleyen yapım/yıkım sürecine de remodelizasyon adı verilir. Normalde, vücuttaki tüm kemikler sürekli bir yapım-yıkım durumundadırlar. Temel çok hücreli birim tarafından yönlendirilen bu süreç; sistemik hormonal etkilerin yanısıra, yerel olarak üretilen (parakrin) maddelerin kontrolündedir. Osteoblastik aktivite rezorpsiyonu (yıkımı); rezorpsiyon, osteoblastik aktiviteyi (yapımı) uyarır. Bu ilişki coupling olarak adlandırılır. Yapım-yıkım süreci normal kortikal kemikte ortalama 100 gün, trabeküler kemikte 200 gün sürer. Bu sürece trabeküler kemiğin katılımı çok daha yüksek düzeydedir.
Uzun kemikler endokondral kemikleşme ile (kıkırdak taslağın kalsifiye olmasıyla); yassı kemikler ise membranöz kemikleşme ile (kıkırdak aşaması olmadan, doğrudan osteoide kalsiyum çökmesi ile) büyürler. Uzun kemiklerde büyüme, puberteye kadar büyüme plakları çevresinde daha çok olmak üzere devam eder. (Embriyo döneminde, tüm uzun kemiklerin önce kıkırdak taslakları oluşur daha sonra kemikleşecek olan bu taslaklar "primer kemikleşme merkezleri" olarak adlandırılırlar).
10 Eylül 2007 14:45 · dousar
· Etiketler
Küresel ısınma çok merak edilen bir konu biraz ek bilgi verelim:rnrnKüresel ısınma, dünya atmosferi ve okyanuslarının ortalama sıcaklıklarında belirlenen artış için kullanılan bir terimdir. Bu olay son 50 yıldır iyice saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır.rnrnDünya'nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0.6 (± 0.2)°C artmıştır. İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel görüş, "son 50 yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkiler oluşturduğu" yönündedir [1].rnrnKüresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu düşünülmektedir. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğurarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir.rnrnSu buharı, diğer sera gazlarından farklı olarak güneşten gelen radyasyonun şiddetine ve gezegenin ortalama ısısına göre sabit olan bağlı bir değişkendir. Dolayısıyla küresel ısınma konusunda pasif etkiye sahiptir. Ancak diğer sera gazları, yer yer bağımsız değişken olarak küresel ısınma üzerinde aktif bir etki yaratabilirler. Örneğin karbondioksit, yoğun volkanik etkinlik sonucu ya da insanlar tarafından fosil yakıtların yakılmasıyla yoğun olarak atmosfere salınabilir. Bu durum, gezegenin ortalama ısısından bağımsız olarak ortaya çıkabilen ve ortalama ısının artması sonucunu doğuran bir etken olarak işlev görür.rnrnBugün için bilim çevrelerinde küresel ısınmadan başat rolün atmosferde karbondioksit oranının artmasına bağlanmaktadır. Her ne kadar atmosferdeki karbondioksit,rnrnyeşil bitkilerin fotosentez olayında, rnkarbondioksitin litosfer yüzeyinde suda çözünmesiyle, rnatmosferden çekilmekte ise de, bu mekanizmaların kapasitesinin üzerinde karbondioksit salınımı, gezegen üzerinde sera etkisi yaratmaktadır.rnrnSu buharı dışındaki sera gazları dolayısıyla gezegen yüzeyindeki ortalama ısının artması, buharlaşmanın artmasına yol açacaktır. Bu ise atmosferde daha fazla su buharı, yani bulut oluşmasına yol açar. Bulutlar, güneşten gelen radyasyonun bir bölümünü dış uzaya yansıtırken bir bölümünü soğurarak ısınırlar, bir bölümünü de yeryüzüne geçirirler. Litosfer ve hidrosfere ulaşan bu radyasyonun da bir bölümü soğurularak ısınmaya yol açarken bir bölümü dış uzaya yansır. Dış uzaya yansıyan radyasyon yeniden bulut kütlesi ile karşılaştığında, aynı olaylar yaşanır, yansıtılır, soğurulur, dış uzaya kaçar.rnrnBu mekanizma, su buharı dışındaki sera gazlarının atmosferde artması sonucu bulutların sera etkisini artırmakta, küresel ısınmaya yeni bir katkıya yol açmaktadır.rnrnEtkileri:rnII. Dünya Savaşı sonrasında dünya nüfusu 2 kat, buna karşılık enerji kullanımı 4 kat artmıştır. 1958 yılında atmosferdeki 315 ppm/m3 karbondioksit oranı 2004'te 379 ppm/m3 olmuştur. ABD dünya nüfusunun %4'üne sahipken karbondioksit üretiminin %25'ini gerçekleştirmektedir.rnrnThe Observer gazetesinin Şubat 2004'te yayımladığı Pentagon'a ait Küresel Isınma Raporu'na göre önümüzdeki 20 yıl içerisinde Avrupada birçok kıyı kenti sular altında kalacaktır. Guardian gazetesinde 2004 yılında yer alan küresel ısınma haritasına göre bundan en az etkilenen bölgeler Türkiye ve Ortadoğu ile kıyı kesimleri hariç Kuzey Afrika'dır.rnrnNedenleri:rnİklim sistemi içsel ve dışsal (insani etkiler, güneş hareketleri ve sera gazları, vb.) nedenlerden etkilenmektedir. İklimbilimciler (klimatolog) küresel ısınma konusunda hemfikirdirler. Bu değişimin detaylı nedenleri açık bir araştırma alanıdır ama bilimsel çoğunluk sera gazlarının son zamanlardaki sıcaklık artışının başlıca nedeni olduğunu belirtmektedir.rnrnAtmosferdeki karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) oranlarındaki artış dünya yüzeyinin sıcaklığını yükseltmektedir. CO2 oranındaki artış dünyanın yüzeyini ısıtmakta ve kutuplara yakın buzların erimesine yol açmaktadır. Buzlar eridikçe yerlerini kara veya sular almaktadır. Kara ve suların buza oranla daha az yansıtıcı olması güneş ışınımı emilimini arttırmakta ve dolayısıyla buzullarda daha fazla erimeye yol açmaktadır
10 Eylül 2007 14:45 · dousar
· Etiketler
madde:boşlukta yer kaplayan, eylemsizliği, ağırlığı ve kütlesi olan tüm varlıklara denir.
Isı nedir? Sıcaklık nedir? Isının ve sıcaklığın birimi nedir? Öz ısı nedir?
Isı ve sıcaklık günlük yaşantıda sık sık kullanılan terimlerdir. Peki ama bunlar ne anlam gelir?Sıcak bir ortama bırakılan buz parçası belli bir müddet sonra erimeye başlar ve tamamen su haline dönüşür. Yanmakta olan ocağın üstünde bulunan su ısı gittikçe ısınır ve sonunda kaynamaya başlar. Yazın ısınan elektrik tellerinin boyu uzar ve teller sarkık bir hal alırlar. Kışın soğuyan tellerin boyu kısalır ve gergin durur. Kısacası ısı maddelerin halinde ve sıcaklığında bir değişmeye neden olur. ISI : Bir maddenin bütün moleküllerinin sahip olduğu çekim potansiyel enerjileri ile kinetik enerjilerinin toplamına ısı denir. Isı bir enerji türüdür, diğer enerjilere dönüşebilir.Q=mcΔt Q= ısı ,m= kütle ,c= öz ısı, Δt= sıcaklık değişimi
SICAKLIK : Bir maddenin moleküllerinin ortalama kinetik enerjilerinin bir ölçüsüdür. Enerji değildir.Isı ile sıcaklık arasındaki ilişki, potansiyel enerji ile yükseklik arasındaki ilişkiye benzetilebilir. Nasıl ki Ep=mgh bağıntısındaki h enerji değilse; Q=mcΔt bağıntısındaki sıcaklığı ifade eden Δt de enerji değildir.Isı kalorimetre kabı, sıcaklık termometre ile ölçülür. Sıcaklık birimi günülük hayatta °C, teknikte °K dir.
Cevaplayan: Bay Bilge
Madde ve Isı Maddeye dışarıdan ısı verilir yada alınırsa maddenin sıcaklığı değişir. Dışarıdan ısı alan maddenin Kinetik Enerjisi dolayısıyla taneciklerinin titreşim hızı artar. Tanecikleri bir arada tutan kuvvetler yenilerek birbirinden uzaklaşmaya başlar. Buna genleşme denir. Maddenin ısı kaybetmesi durumunda taneciklerinin Kinetik Enerjisi azalır. Madde soğur ve tanecikler birbirine yaklaşır. Sıcak bir cisim ile soğuk bir cisim birbirine değdirildiğinde aralarında ısı alışverişi yaparak ısısal dengeye ulaşırlar ve sonunda karalı bir durumda kalırlar. Isı ve Sıcaklık Isı : Maddeleri oluşturan molekül ve atomların hareket veya Kinetik ve Potansiyel enerjilerinin toplamına ısı denir. Isı Q ile gösterilir. Isı bir enerji şeklidir. Isı birimi kalori (cal. ) veya Joule (J) dir. 1 Cal = 4,18 J veya 1j=0,24 Cal. 1kCal = 1000Cal Kalori: Bir gram saf suyun sıcaklığını 1 atm basınç altında 1oC ( 14,5 oC den 15,5 oC ye ) yükselten ısı miktarıdır. Sıcaklık : Bir maddenin yapısındaki molekül veya atomların ortalama Kinetik enerjilerinin ölçümüne sıcaklık denir. Sıcaklık t veya T ile gösterilir. Sıcaklık termometre ile ölçülür. Bazı termometreler şunlardır : Celsius (oC) , Fahrenheit ( oF ) Kelvin ( oK ) ve Reomor ( oR ) gibi. Celsius ve Kelvin Termometreler Arası Dönüştürme K = C + 273 Örnek : 50 oC kaç oK dir ? Çözüm : K=C + 273 =50 + 273 =323 Örnek : 300 oK kaç oC dir ? Çözüm : C=K – 273 =300 – 273 =27 0oK veya -273 oC ye Mutlak Sıfır denir. Celsius ve Fahrenheit Termometreler Arası Dönüştürme F = 1,8 . C + 32 Isı Miktarı Ve ÖlçülmesiAynı miktar ısı eşit kütleli farklı maddelere verildiğinde sıcaklıklarındaki değişmeler farklı olur. Isı miktarının ölçülmesinde Kalorimetre Kabı kullanılır. Öz Isı ( c ) : Bir maddenin 1 gramının sıcaklığını 1oC yükseltmek için gerekli ısı miktarına öz ısı veya Isınma ısısı denir. Öz ısı c ile gösterilir. Öz ısı birimi Cal. / g.oC dir. Öz ısı ile kütlenin çarpımına (m . c ) Isı Sığası veya Isı kapasitesi denir. Isı sığası ayırt edici özellik değildir. Öz ısı maddeler için ayırt edici özelliktir. Maddeler birbirine dokundurulduğunda ve karıştırıldığında aralarında ısı alışverişi olur. Sıcaklığı yüksek olan madde sıcaklığı düşük olan maddeye ısı verir. Isı alışverişi maddelerin sıcaklığı eşit oluncaya kadar sürer. Bu sıcaklığa denge sıcaklığı denir. NOT : Isı alışverişinde cisimlerden birinin aldığı ısı miktarı diğer cismin verdiği ısı miktarına eşittir. Alınan ısı = Verilen ısı QAlınan = QVerilen Sıcaklık Değişmelerinde Isı formülü Q = m . c . Δt Δt = t2 – t1 Q = ısı m= kütle c = öz ısı Δt = sıcaklık farkı Örnek : 100 gram cıvanın sıcaklığını 20 oC den 30 oC ye çıkarmak için ne kadar ısı gerekir. ( ccıva = 0,033 ) Çözüm : Q = m . c . Δt =100 . 0,033 . (30 – 20) =3,3 . 10 = 33 cal. Örnek : 10 gr suyun sıcaklığını 30 oC den 50 oC ye çıkarmak için (csu =1 ) a ) Kaç kalori ısı gerekir. b ) Kaç Joule ısı gerekir. ( 1J = 4,18 Cal ) Çözüm : - Q = m . c . Δt =10 . 1 . (50 – 30 ) = 10 . 20 = 200 cal.
b) 1 cal. 4,18 J ise X =200 . 4,18 = 836 J 200 cal X J’dir Örnek : 20 gram buzun sıcaklığını - 70ºC den - 20ºC ye çıkarmak için ne kadar ısı gerekir. ( cbuz = 0,5 ) Çözüm : Q =m . c . Δt = 20 . 0,5 . [ -20 – ( - 70 ) ] =10 . ( - 20 + 70 ) =10 . 50 =500 Cal. Örnek : 90oC deki 30 gram su ile 10 gr soğuk su karıştırıldığında karışımın son sıcaklığı 72,5oC olduğuna göre soğuk suyun karışımdan önceki sıcaklığı kaç oC dir. (csu = 1) Çözüm : Alınan ısı = Verilen ısı QAlınan = QVerilen m1 . csu . ( t – t1 ) =m2 . csu . ( t2 – t ) 10. 1 . ( 72,5 – t1 ) =30 . 1 . ( 90 – 72,5 ) 10 . ( 72,5 – t1 ) =30 . 17,5 725 – 10 . t1 =525 725 – 525 = 10 . t1 t1 =200 / 10 = 20oC Isının Yayılması1-İletim Yolu ile Yayılma :Isının madde içinden fakat onun hareketi ile ilgili olmadan yayılmasıdır. Katılarda moleküller birbirlerine çok yakın olduklarından sıvılara göre daha iyi iletkendir. Gaz molekülleri birbirlerinden çok uzakta olduklarından iletim yolu ile ısıyı iyi iletmezler. 2- Madde Taşınması ( Konveksiyon ) ile Yayılma :Isının harekette bulunan madde parçacıkları ile yayılmasıdır. Gaz molekülleri çok hareketli olduğundan ısıyı taşıyarak yayarlar. 3- Işıma ( Radyasyon ) ile yayılma :Isının arada herhangi bir madde olmaksızın yayılmasıdır. Ör: Güneş enerjisi Erime ve Donma Isı etkisi ile maddenin fiziksel yapısında değişiklikler oluşur. Bir maddenin katı , sıvı veya gaz fazında yada durumunda oluşuna o maddenin hali denir. Bir halden diğer bir hale geçmesine de hal değiştirme denir. Erime : Katı bir maddenin ısı alarak sıvı hale geçmesine erime denir. Donma : Sıvı bir maddenin ısı vererek katı hale geçmesine donma veya katılaşma denir. Erime Sıcaklığı : Katı bir maddenin sıvı hale geçtiği sıcaklık derecesine erime noktası veya erime sıcaklığı denir. Ör : buz 0ºC erir. Saf bir maddenin sabit basınç altında belli bir erime sıcaklığı vardır. Aynı maddenin erime ve donma sıcaklıkları aynıdır.Erime ve donma süresince sıcaklık sabit kalır. Erime ve donma sıcaklığı madde miktarına bağlı değildir. Erime veya donma noktası maddeler için ayırt edici özelliktir. Endotermik : Dışarıdan ısı alarak gerçekleşen olaylara denir. Ekzotermik : Dışarıya ısı vererek gerçekleşen olaylara denir. Erime Isısı (Le ) : Erime sıcaklığındaki katı bir maddenin birim kütlesinin ( 1 gr ) sıvı hale geçmesi için gereken ısı miktarıdır. Erime ısısı Le ile gösterilir. Birimi Cal / g dır. Q = m . Le Örnek : Erime sıcaklığındaki 10 g buzun tamamen erimesi için ne kadar ısı gerekir. ( Le( buz ) = 80 cal./g.C) Çözüm : Q = m . Le = 10 . 80 = 800 cal. Kaynama , Buharlaşma ve Süblimleşme Buharlaşma : Sıvı bir maddenin ısı alarak gaz haline geçmesine buharlaşma denir. Buharlaşma sıvının yüzeyinde gerçekleşir ve genelde her sıcaklıkta olur. Yoğunlaşma : Gaz halindeki bir maddenin ısı vererek sıvı hale geçmesine yoğunlaşma denir. Kaynama : Sıvı bir maddenin kabarcıklar çıkararak gaz haline geçmesine kaynama denir. Kaynama Sıcaklığı : Her sıvının belli bir basınç altında kaynadığı sıcaklığa kaynama noktası veya kaynama sıcaklığı denir. Ör : Su 100ºC de kaynar. Kaynama sıcaklığı maddeler için ayırt edici özelliktir. Saf bir sıvı belli bir basınçta belirli bir sıcaklıkta kaynar.Sıvının kaynaması süresince sıcaklık sabit kalır. Kaynama sıcaklığındaki sıvının buhar basıncı sıvı üzerine etkiyen dış basınca eşittir. Buharlaşma Isısı ( Lb ) : Kaynama sıcaklığındaki bir sıvının birim kütlesinin (1 g) tamamen gaz haline geçmesi için gereken ısıya buharlaşma ısısı denir. Buharlaşma ısısı Lb ile gösterilir. Birimi Cal / g dir. Q = m . Lb Örnek :Kaynama sıcaklığındaki 10 g suyun tamamen gaz haline geçmesi için ne kadar ısı gerekir. (Lb(buhar)=540) Çözüm : Q = m . Lb = 10 . 540 =5400 cal. Erime ve buharlaşma ısılarına hal değiştirme ısısı denir. Hal değiştirme ısıları ayırt edici özelliktir. Erime ve kaynama noktaları maddelerin türüne , saf yada karışım halinde olmasına ortamın açık hava basıncına bağlıdır. Saf maddelerin erime ve kaynamaları süresince sıcaklık sabit kalırken karışımların erime ve kaynamaları süresince sıcaklık değişimi devam eder. Saf sıvılar üzerine etkiyen dış basınç azaldıkça kaynama noktası düşer. Dış basınç artıkça da kaynama noktası yükselir. Bir sıvının donma noktası üzerine etkiyen basınçla değişir. Donma sırasında büzülen veya sıkışan sıvılar için basıncın artması donma noktasını yükseltir. Su gibi donma sırasında genleşen sıvılar için basıncın artması donma noktasını düşürür. Buharlaşan su üzerinde hava vardır. Havada bulunan gazların molekülleri su üzerine basınç yapar. Bu arada suyun buharlaşarak gaz haline geçen molekülleri de hava ile birlikte sıvı üzerine azda olsa basınç yapar. Buhar Basıncı : gaz halinde bulunan su moleküllerinin su üzerine yaptığı basınca buhar basıncı denir. Açık Hava Basıncı : Hava tabakasını yaptığı basınca açık hava basıncı denir. Süblimleşme : Katı bir maddenin sıvı hale geçmeksizin doğrudan doğruya gaz haline geçmesine süblimleşme denir. Ör : naftalin verilebilir. |
10 Eylül 2007 14:44 · dousar
· Etiketler
Tek nedeni vardır, vakum.Yani boşluk.Bir termosta içiçe geçmiş iki kap vardır.Dıştaki metal bir kap olup içteki
genellikle bir cam şişedir.İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır.Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de ılmadığından ısı iletilemez.Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır.İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz.Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.
10 Eylül 2007 14:44 · dousar
· Etiketler
Tek nedeni vardır, vakum.Yani boşluk.Bir termosta içiçe geçmiş iki kap vardır.Dıştaki metal bir kap olup içteki
genellikle bir cam şişedir.İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır.Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de ılmadığından ısı iletilemez.Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır.İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz.Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.
10 Eylül 2007 14:36 · dousar
· Etiketler
DESTEK VE HAREKET SİSTEMLERİ rnrnBitkilerde pek ve sert dokular, hayvanlarda ise iskelet ve kaslar desteklik sağlar. Canlının hareketini sinir sistemi ve endokrin sistem düzenler.rna) Bir Hücrelilerde Destek ve HareketrnBir hücrelilerde gelişmiş bir destek yapı olmamasına rağmen, bazılarında pelikula, bazılarında da pelikulanın yapısına kalsiyum ve silis minerallerinin birikmesi ile kabuk oluşur. Bir hücreliler iki şekilde hareket eder.rn1. Pasif HareketrnCanlı hareket etmek için enerji kullanmaz, ortamın hareketi ile yer değiştirir.rn2. Aktif HareketrnHareketi sağlayan yapılarla (sil, kamçı, yalancı ayak) enerji harcanarak yer değiştirmedir.rnb) Bitkilerde Destek ve HareketrnBitkilerde desteklik ve hareket etmeyi sağlayan değişik yapılar bulunur.rnDestek YapılarrnBütün bitki hücrelerinde selüloz çeper ve turgor basıncı desteklik sağlar. Çok yıllık bitkilerde desteklik pek ve sert dokularla sağlanır. Bunların dışında iletim demetleri de destekliğe yardımcı olur.rnBitkide Hareketrn1. Tropizma HareketirnUyarının yönüne bağlı olan yönelme hareketidir. Hareket uyarana doğruysa (+), aksine ise (-) dir. Uyaranın çeşidine göre kısımlara ayrılır.rnÖrneğin; Işığa yönelme (+) fototropizm, ışıktan kaçma (-) fo-totropizm'dir. Köklerin yerçekimi boyunca büyümesi {+) geot-ropizm, gövdenin yerçekiminin zıttına büyümesi (-) geotro-pizm'dir.rn2. Taksi HareketirnUyarının yönüne bağlı yerdeğiştirme hareketidir. Bir yere bağlı olmayan su bitkilerinde görülür. Hareket uyarana doğruysa (+), aksine ise (-) dir. Uyaranın çeşidine göre kısımlara ayrılır.rnÖrneğin; Işığa doğru hareket etme (+) fototaksi, ışıktan kaçma (-) fototaksidir. Kimyasal maddeye doğru hareket etme (+) kemotaksi, kimyasal maddeden kaçma (-) kemotaksi'dir.rn3. Nasti HareketirnUyarının yönüne bağlı olmayan irkilme hareketidir. Turgor basıncı ile olur, açılıp kapanma hareketleridir. Örneğin; Akşam-sefasının ışıksız ortamda kapanması fotonasti'dir. Küstümo-tu'nun dokununca kapanışı sismonasti'dir.rnIII. Omurgasız Hayvanlarda Destek ve HareketrnGelişmiş omurgasızlarda iskelet sistemi bulunur. Bir çok hayvan grubunda vücut sıvısı ve kan desteklik görevi yapar (Hidrostatik iskelet). Halkalı solucanlarda vücudun ortasında bulunan vücut sıvısı hidrostatik iskelete iyi bir örnektir.rnHayvanın enine ve boyuna kasları kasılırken vücut sıvısı öne veya arkaya itilerek hareket sağlanır.Hareket düz kaslarla olursa yavaş, çizgili kaslarla olursa hızlıdır.rnIV. Omurgalılarda Destek ve HareketrnKöpekbalıklarında iskelet tamamen kıkırdaktır. Diğer omurgalılarda ise embriyo döneminde kıkırdak olan iskelet, kemik dokuya dönüşür.rnKuşlarda uzun kemiklerin içi boştur, buralara hava keseleri girer, bu da ağırlığı azaltır.rnHareket, sinirler, duyu organları ve hormonlarla sağlanır. Hayvanlarda iki çeşit iskelet sistemi bulunur:rn1. Dış İskeletrnOmurgasızlardan eklembacaklılar ve yumuşakçalarda görülür. Üzerinde canlı vücut örtüsü bulunmaz. Bu iskelet hücrelerin salgıladığı organik ve inorganik maddelerden oluşur. SiO2 CaCO3 ve kitinden oluşur.rnGörevleri:rn- Dış iskelet vücudu dış etkenlerden korur.rn- Su kaybını önler. Kaslar iskelete iç yüzeyden bağlanır.rn- Dış iskelet büyüme ve hareketi olumsuz etkiler. Bu nedenle böcekler büyüme evrelerinde kabuk değiştirirler.rnOmurgasızlardan süngerlerde, derisi dikenlilerde ve omurgalıların tümünde bulunur. İskelet canlı vücut örtüleri ile örtülüdür. Kaslar iskelete dış yüzeyden bağlanır.rnÖzellikleri;rn- İç iskelet vücudu dış etkenlerden korur.rn- Büyümeyi sınırlandırmaz.rn- Su kaybını engellemez.rn- Kemik ve kıkırdak dokudan oluşur.rn- iç organlara desteklik sağlarrrnİnsanda Kas:rnVücudun hareketini sağlayan yapılardır. En önemli görevleri; Hareket, şekil, destek ve korumadır.rninsanlarda düz kas, çizgili kas ve kalp kası olmak üzere üç çeşit kas bulunur.rn1. Düz Kaslarrn- İsteğimiz dışında çalışır.rn- Mide, incebağırsak gibi organlarda bulunur.rn- Otonom sinir sistemi kontrolünde çalışır.rn- Yavaş kasılır, yorulmaz.rnHücrelerinde tek çekirdek bulunur ve çekirdek hücrenin or-tasındadır.rn- Kasılmayı sağlayan miyofibriller bulunur. '.rn2. Çizgili Kaslarrn- isteğimizle çalışır. .rn- Kol, bacak gibi organlarda bulunur.rn- Somatik sinir sistemi kontrolünde çalışır.rn- Hızlı kasılır, çabuk yorulur.rn- Liflerinde çok çekirdek görülür ve kenardadır.rn- Kasılmayı sağlayan miyofibriller bulunur.rn- Miyofibrillerde enine koyu bantlar bulunur. Bu bantlara Z bandı denir. Bu bantlar arasındaki boşluğa sarkomer denir. Sarkomerlerde kasılmayı sağlayan aktin ve miyozin proteinleri bulunur
Hareket Sistemi
İskelet sistemi vücudu destekleyen, dış uyaranlara karşı direncini sağlayan dokular bütünüdür. Yerçekimine karşı gelerek kasların da yardımı ile vücudun hareketini sağlar, organları korur. İnsanlarda iskelet 206 kemikten oluşur. Kafatası ve omurlardan oluşan iskelet vücudu dik tutan yapıdır ve hareketliliği sağlayan iskelet bölümü bu yapıya bağlıdır. İki ya da daha fazla kemik arasındaki bağlantıya eklem denir. Hareketli eklemlerde kemiklerin karşı karşıya geldikleri noktalardaki yüzeyleri pürüzsüz ve aşınmaya dayanıklı eklem kıkırdakları ile kaplıdır. Eklemleşen kemikleri birbirlerine bağlayan ve eklemin dayanıklılığını sağlayan yapılar ligamanlardır. Eklem hareketlerini sağlayan kasların kemiklere bağlanması, sağlam lifsi dokular olan tendonlar tarafından sağlanır. KEMİKLER Kemik sürekli değişen ve pek çok fonksiyonu olan vücut dokusudur. Bütün kemikler bir araya gelerek iskeleti oluşturur. İskelet, kaslar, kirişler, eklem abğları ve eklemler harerket sistemini oluşturur. İskelet, dayanıklık ve destek sağlar, kasların hareket etmesini sağlayan altyapıyı oluşturur. Ayrıca göğüs kafesi ve kafatası gibi kemikler iç organları adeta bir kalkan gibi koruma görevini üstlenir. Kemikler biçimlerine göre ikiye ayrılırlar: yassı (kafatası ve omur kemikleri gibi) ve uzun kemikler (uyluk kemiği veya kol kemikleri gibi). Ancak iç yapıları hemen hemen aynıdır. Dıştaki sert katman büyük oranda kollajen proteinlerden ve hidroksiapatitten oluşur. Kalsiyum ve diğer minerallerden oluşan hidroksipatit, vücudun kalsiyum deposudur ve kemiğin sağlamlığından sorumludur. Kemiğin içinde bulunan kemik iliğinin yumuşak ve gözenekli bir yapısı vardır; burada kan hücrelerinin üretildiği hücreleri bulunur. Damarlar kemiklerin içinden geçer ve etrafı sinirlerle çevrilmiştir. Kemiklerin arasında eklemler bulunur. Eklemin yapısı hareketin yönünü ve derecesini belirler. Kafatası kemikleri arasında bulunan eklemler (sütür) yetişkinlerde hareketsizdir. Diğer eklemler belirli oranda hareket ederler. Örneğin, omuz eklemi öne arkaya hareket ettiği gibi kolun iki yana açılmasıyla yanlara doğru da hareket sağlar. Bilekler, el ve ayak parmaklarındaki dayanak noktası olan bazı eklemler sadece esneme ve gerilme hareketlerine elverişlidir. Kemik dokusu Kemiğin ana dolgu maddesi olan matriksin içinde osteoblast adı verilen hücreler vardır ve bunlar kalsiyumun yardımı ile kemiğin oluşmasını (kalsifikasyon) sağlarlar. Kalsiyumun mevcudiyeti kemiğe gerekli sertliği verir. Aynı zamanda matrikste bulunan kollajen isimli madde sayesinde kemik bir miktar esneyebilir. Örneğin futbol sırasında kaval kemiğine (tibia) gelen tekme kemiği kolayca kıramaz. İskelet kemiklerinde iki farklı kemik dokusu mevcuttur. Dışta bulunan, sert yüzeyel tabaka kompakt kemiktir. Ortada ise daha açık ve delikli olan süngersi kemik (spongiyoz kemik) bölümü bulunur. Her iki tipte de matriks ve hücrelerin mikroskobik yapısı aynıdır. Kemiği zar şeklindeki sağlam bir yapı olan periost örter. Periost kemiğe kan sağlar ve birçok duyu siniri ucu içerir. Sinirler kemiğe ulaşmadıklarından kemik kırıklarında duyulan ağrı periosttan kaynaklanır. Periost kemiği sıkıca sarar ve yer yer kemiğe yapışmış olan bir zardır. Periostun hemen altında, kompakt sert kemik tabakası vardır. Kemiğin ortasında spongiyoz kemik bulunur. Kemikler hiç bir şeyden etkilenmeyen cansız bir madde olmayıp, damarsal ve biyokimyasal faktörlerden, iç salgı ve beslenme değişikliklerinden, enfeksiyonlardan ve travmadan etkilenen canlı dokulardır. Kemik yapımı en çok bebeklikten başlayarak genç erişkin dönemine kadar süratle devam eder. Yine de erişkin döneminde yavaş da olsa kemikleşme mevcuttur. Özellikle eskiyen veya zedelenen kemik bölümleri osteoklast adı verilen yıkıcı hücreler tarafından temizlenir. Ardından gelen osteoblast isimli yapıcı hücreler tarafından kemik dokusu eski haline getirilmeye çalışılır. Bu bir döngü olarak devam eder. Kemik oluşmasında yeterli miktarlarda kalsiyum ve fosforun bulunması esastır. Bunun için de besinlerle beraber yeterli miktarda inorganik madde ve bunların emilmesini kolaylaştıran D vitaminin alınması ve paratiroid bezlerinin uygun şekilde çalışması gerekir. Kemiğin oluşmasında C vitamini de gereklidir. İskeletin büyümesi belirli hormonların denetimi altındadır. İnsan İskeletinde Bulunan Kemikler İnsan iskeletinin en önemli bölümleri şunlardır: Kranyum (Kafatası): Kafatasında tek oynar eklem çene eklemidir. Kafatasını oluşturan diğer eklemler sabit, oynamaz eklemlerdir. Kafatasını meydana getiren kemiklerden başlıcaları frontal, oksipital, paryetal, zigomatik, maksiller, temporal kemiklerdir. Omurga Omurga: Vertebra adı verilen omurga kemiklerinden oluşur. Vücudun dikliğini sağlayan ana yapıdır. İçinde omurilik adı verilen yapı vardır. Omurgaların arasından ve arka kısmında bulunan deliklerden çevresel sinirler çıkar. EKLEMLER Eklemler iki veya daha çok sayıda kemiğin birleşme yerleridir. Eklemlerde iki kemiğin uç noktaları, yumuşak, yoğun, koruyucu ve sürtünmeyi azaltıcı görev üstlenen kıkırdakla kaplıdır Eklemlerin diğer parçaları stabilizasyonu ve sürekli kullanımdan oluşabilecek aşınmanın azaltılmasını sağlar. Eklemlerde ayrıca eklem kapsülünü oluşturan bir zar (sinovya zarı) mevcuttur. Sinovyal dokuda bulunan hücreler eklem kapsülünü dolduran bir sıvı (sinovya sıvısı) üretirler. Bu sıvı sürtünmeyi azaltır, kayganlık sağlar, eklem yüzeylerinin hareketini kolaylaştırır. Yapıları ve hareket durumlarına göre sınıflandırılırlar: Sabit veya hareketsiz (oynamaz) eklemler: Kafatası kemikleri arasında bulunan ve sutura adı verilen eklemler bu türdendir. Bu tip eklemler yoğun bir fibröz doku kitlesi ile birleştiklerinden, bazen fibröz eklemler adını da alırlar. Çocuklukta fibröz doku bir miktar harekete izin verirse de erişkin dönemde kafatası kemikleri hemen hemen kaynamıştır ve hareket imkansızdır. Tüm kafatası kuvvetli ve sert bir kutu şeklindedir. Hafif hareketli veya yarı-oynar eklemler: Omurga kemikleri arasındaki eklemler bu tipe en belirgin örnektir. Kemikler arasındaki yarı gevşek eklem bir miktar harekete izin verir. Tam oynar eklemler (sinoviyal eklemler): Eller, ayaklar, kollar ve bacaklarda bulunurlar. Farklı anatomik tipleri vardır. Hepsinde bir eklem boşluğu, bunu örten bir sinoviyal zar ve bu boşluğun içinde sinoviyal sıvı mevcuttur. Tüm hareketli eklemler sinoviyal eklemler adını da alırlar. Sinoviyal eklemler Bütün sinoviyal eklemler, eklem kıkırdağı ile örtülü olan ve sinoviya zarı ile döşenmiş bir kapsülle çevrelenen iki ya da daha çok sayıda kemik yüzeyinden oluşur. Sinoviya zarı, eklem yüzeyindeki kayganlığı sağlayan sinoviya sıvısını salgılar. Eklem kıkırdağında bulunan ve kondrosit adı verilen canlı kıkırdak hücreleri, özel lifler ile sabitleştirilmiş bir ana dolgu maddesinin içinde bulunur. Bu hücreler kıkırdağın yapım ve onarımını gerçekleştirirler. Kemik yüzeylerini örten eklem kıkırdağının özelliklerinden biri sürtünme katsayısının çok düşük olmasıdır; bu sayede iki yüzey rahatlıkla birbirleri üzerinde kayar. Diğer özelliği baskıya karşı dayanıklığıdır. Ne kan damarları ne de sinir uçları kıkırdağa girmez. Kıkırdak hücreleri besinlerini sinoviyal sıvıdan ve alttaki kemiğin kan damarlarından difüzyon ile alırlar. Kıkırdak, sinir ucu içermemesi nedeni ile ağrıya duyarsızdır. Eklemi çevreleyen eklem kapsülü, bazı bölgelerde kirişleri oluşturmak üzere kalınlaşan fibröz yapıda bir destek dokusudur. Kapsülde sinir uçları bol miktarda bulunur ve bunların içinde ağrı reseptörleri de mevcuttur. Bu nedenle bir zedelenme durumunda ağrı ortaya çıkar. Kapsülün içi sinoviyal zarla örtülüdür. Bu zar damardan zengindir ve sinoviyal sıvıyı salgılarlar. Sinoviyal sıvı, proteinler, elektrolitler ve glukozdan oluşan karmaşık, çok özelleşmiş bir sıvıdır. Eklem daha hızlı hareket ettikçe daha akışkan hale gelen bir yağ gibidir. Bağ dokusundan oluşan sert bantları olan kirişler (tendonlar), kasın ucunu kemiğe bağlar. Eklem bağları (ligamanlar) eklemleri sarar ve kemikleri birbirine bağlar. Bu bağlar belirli yönlere harekete imkan sağlayarak, eklemlerin stabilize olmasına yardım eder. Bursalar ise hakert sistemnkomşu yapları arasında tampon işlevi gören içi sıvı dolu keselerdir. Bursalar, hareket sırasında birbirine sürtünen dokuların yıpranmasını önlerler. Bir eklemi oluşturan yapılar hareketi kolaylaştırmak için birlikte çalışırlar. Örneğin, adım atmak için diz büküldüğünde, diz arkasındaki kaslar kasılır. Bunun sonucunda diz bükülür. Bu sırada öndeki kuadriseps kası, dizin bükülmesine izin vererek gevşer. Diz eklemi içinde kıkırdak ve sinovyal sıvı, sürtünmeyi en aza indirir. Eklemi çevreleyen bağlar, kemiklerin düzgün bir şekilde yerinde durmasını sağlar. Bursalar, baldır kemikleri ve diz kapağı kirişi (patella tendonu) gibi yapılar arasında tampon işlevi görür. KASLAR Kaslar, kasılıp gevşeyebilen liflerden oluşan yapılardır. Kaslar, çeşitli organların veya vücudun tamamının hareketini sağlar. Duruş ve hareketten sorumlu olan iskeletin üzerindeki kaslar, kemiklere bağlıdır ve eklemlerin etrafında toplanan kaslar birbirlerine zıt yönlerde hareket ederler. Örneğin dirseğin bükülmesini sağlayan kas (biseps) dirseği geren kas (triseps) ile uyumlu çalışır. Kaslar sadece dışarıdan gördüğümüz şekilde bir insanın hareket etmesini sağlamakla kalmazlar, göz bebeklerinin küçülüp büyümesini, barsaklardaki gıdanın ilerlemesini, kulak çınlamasını ve benzeri birçok organın hareketini sağlarlar. Histolojik yapılarına göre kaslar iki gruba ayrılırlar: ? Çizgili kaslar ? Düz kaslar Çizgili kaslar Kalp kası hariç istemli olarak hareket ettirebildiğimiz kaslar çizgili yapıdadır. Mikroskop altında incelendiğinde enine çizgilerin belirgin olarak görülmesi nedeniyle bu ismi almışlardır. Yüz ve mimik kasları, gövdede bulunan kol kasları, kaburgalar arası kaslar, kol ve bacak kasları isteğimize bağlı olarak hareket ettirebildiğimiz kaslardır. Bir çizgili kas lifi mekik tarzında ve kısadır. Kalp kası çizgili bir kas olduğu halde istemimiz dışında kasılır ve çoğunlukla bu sınıflama dışında ayrı olarak değerlendirilir. Kalp kas lifi dallanmış ve birbiri içine geçmiş şekildedir. Düz kaslar Barsak duvarı, damar duvarı, rahim kasları gibi iç organlarda bulunan kaslar düz kaslardır. İsteğimiz dışında kendiliklerinden kasılırlar. Bilincimiz dışında sinyal taşıyan sinirler tarafından uyarılırlar. Uzun süre yorulmadan kasılmalarını sürdürebilirler.
10 Eylül 2007 14:35 · dousar
· Etiketler
1900’lü yılların başından beri popülaritesini hiç kaybetmemiş çalışma alanlarından biri de süper iletkenliktir. Danimarkalı fizikçi K. Onnes, 1908 yılında, mutlak sıfırın birkaç derece üstündeki sıcaklıklarda civanın elektriksel direncini ölçerken 4,2 °K de direncin aniden sıfıra gittiğini gözledi. Daha sonra, bu mükemmel iletkenliğe keskin geçişin, başka metal ve alaşımlarda da olduğu bulundu ve bu olguya süper iletkenlik adı verildi.Bir metal, özelliklerine bağlı olarak değişen ve geçiş sıcaklığı adı verilen belli bir sıcaklıkta süper iletken hale gelir. Elektrik akımı, yani elektronların akışı, iletken kablolar yardımıyla sağlanır. Fakat bu metal kabloların elektriksel dirençleri vardır ve akımın telden akması sırasında bu direnç nedeniyle enerjilerinin bir kısmı atık ısıya dönüşür.
Süper iletken malzemelerde ise neredeyse hiç elektriksel direnç yoktur. Dolayısıyla elektrik akımı bir süper iletkenden hiç enerji kaybına uğramadan akabilir. Bu da elektriğin kaynağından kullanılacağı yere taşınırken oluşan her türlü kaybın ortadan kalkması anlamına gelmektedir.
Süper iletkenleri tanımlarken yalnızca sıfır elektriksel dirence sahip olduklarını söylemek yetmez. Süper iletkenler aynı zamanda mükemmel diamagnetik özellikler gösteren maddelerdir. Yani bu süper iletken maddelerin manyetik alanı tamamen itecekleri anlamına gelir. Süper iletkenlerin bu özellikleri ilerleyen teknoloji yardımıyla günümüzde de bir çok kullanım alanı bulmuştur.
Örneğin hızlı trenler, kullanılan süper iletken mıknatıslar yardımıyla raylara temas etmeden hareket ettirilebilir ve sürtünmeden kaynaklı enerji ve hız kaybı oldukça azalır. Günümüzde Güney Kore, Japonya gibi bu teknolojiye sahip ülkeler ulaşım aracı olarak hızlı trenlere oldukça fazla rağbet göstermekte.
Süper iletkenlikte temel amaç geçiş sıcaklığı Tc yi yukarıya çekmektir. Ulaşılması güç olan sıcaklıklar yerine oda sıcaklığına yakın değerlerde süper iletim durumuna geçebilen kullanım alanı geniş malzemeler elde etmek için malzeme bilimciler, aralıksız olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Bu nedenle Süper iletken sistemlere farklı elementler ilave edilmekte veya daha değişik kompozisyonlar hazırlanmaktadır.
Süper iletkenlik olgusunun kuramsal olarak açıklanması ise yüzyılımızın ortalarında John Bardeen, Leon Cooper ve John Schrieffer isimli üç Amerikalı fizikçi tarafından yapıldı ve bu çalışmaları onlara Nobel Ödülü kazandırdı…
10 Eylül 2007 14:34 · dousar
· Etiketler
Sera etkisi denilen bir sistem var ve bizler bu sistem sayesinde dünya üzerinde yaşayabiliyoruz.Bu sistem sayesinde dünyamızın ortalama yeryüzü sıcaklığı +15 santigrat civarındadır.Eğer bu sistem olmasaydı dünyamızın ortalama sıcaklığı -18 santigrat olacaktı.Sistem ise kısaca dünya yüzeyine gelen güneş ışınlarının bir kısmının uzaya gitmesini engelleyerek atmosferde tutulmasını sağlamasıdır.
Dünya atmosferi çeşitli gazlardan oluşur ve bu gazlardan özellikle CO2 ve su buharı güneşin yeryüzünden yansıyan kızılötesi ışınımlarını soğurarak dünya yüzeyinin aşırı soğumasını önler! Ayrıca güneşten gelen zararlı mor ötesi ışınları da yansıtır ozon tabakası sayesinde! Böylece hem aşırı ısınmayı, hem de soğumayı önler!Örnek olarak verecek olursak aynen bir termostat sistemi gibi!